Yazı Detayı
08 Aralık 2019 - Pazar 19:12
 
Kızılcalı Mehmet sözleniyor
Mükremin Kızılca
mukremin.k55@gmail.com
 
 

İki genç birbirlerinin gönüllerine girmişlerdi.

Onları bulundukları yerden söküp atmak imkânsızdı. Mehmet nereye baksa Fadime’yi görüyordu. Başka gördüğü tüm kızlar ona normal insan gibi hatta ağaç, duvar gibi görülüyordu.

Ayşe teyze “ölmeden önce mürüvvet görmeye” kararlıydı. Ancak, yeni dört seneye düşürülen askerlik süresi gelmeden Mehmedi baş göz etmek niyetindeydi. Çünkü her tarafın savaşlarla fokurdadığı bu zamanda dört yıl içinde neler olurdu neler, ya bir de Mehmet geriye dönmezse ne olurdu hali tek başına?

Mehmet içine düşen kıvılcım tutuşmadan anasına devamlı aynı isteği tekrarlıyor, anası da “Oğlum biz buranın daha yabancısı sayılırız onlar hem buranın büyüklerinden o kızı bize verirler mi?” Demeyi sürdürdükçe Mehmet sabırsızlanıyor “git var bi de, sen gör ana” diyordu.

Daha köyü baştan aşağı bölüp giden yolun etrafındaki komşuları yeni tanımaya başlamışlardı köyün en üst kısmında bulunan mahallede 20 kadar ev vardı. Ayşe teyze her gün iki evlek bahçesine yedeğine ineğini ve keçisini de alıp giderken yeni bir komşuyla tanışıyordu.

Aşağı mahalleye yakın olan bahçesinde ineğine yonca biçerken yanındaki evin hanımı geldi yanına: hoş geldiniz dedi, tanıştılar. Ayşe teyze çok utangaçtı, bir de kendisini buranın eli hissediyordu, bu duyguyu içinden bir türlü atamıyordu.

Komşu kadının yakın alakasından içi ısındı. Ona açılmaya niyetlendi ama kadının az ilerde bulunan evinin hayatından bir ses buna şimdilik mani oldu:

- Anaaa, gaaaz anaaa, ana yuuuu!

Diye kendisinin de aşina olduğu bir ünlemeydi bu.

- Anası Ayşe teyzenin yanından cevap verdi:

- Ne den Haccaaa!

- Hatice, anasının tembihi üzerine hazırladığı Batırmayı haber verecekti:

- Gel get gayrı batırma hazır anaa! Dedi.

Ayşe teyze Gargaralıların da batırmayı bildiklerini öğrenmişti, onlar da Anamur’da yaparlardı ama onlarınki az farklıydı.

Ayşe teyze komşunun ısrarına dayanamayıp batırma yemek için beraber gittiler.

Ayşe teyze yoncanın en körpe tarafından birkaç tutam yanına almıştı. Komşuya bunları da yaprağın ve lahananın yanında haşlamasını söyledi. Hatice taze yoncaları ayrı bir tencerede haşlamak için hazırladı.

- Ayşe teyze: “Fazla dutma gaynar suda gızım, bir kere hoplayıversin yeter” dedi.

Hatice ortaya kocaman bir somat serdi, üstüne de tahta dedikleri yuvarlak, kısa ayaklı, etrafında yemeğin oturarak yenebileceği bir masa koydu. Masanın ortasına önce sulandırılmış batırma tepsisini koydu. Etrafına bağ yaprağı, lahana ve soğan haşlamalarını ayrı ayrı koydu yonca haşlamasını da Ayşe teyzenin önüne yakın yerleştirdi. Ayşe teyze: bunu size bugün tattıracağım ve bir daha unutamayacaksınız, diye güldü.

Batırma Akdeniz’in dağlık Taşeli bölgesinde yapılan has bir ziyafettir. Hazırlıkları günler öncesinden başlar, diğer ziyafetleri hemen hazırlarsınız ama batırmayı hazırlamak için bile bir hazırlık lazımdır. Dünyada hiçbir saraya, padişaha ve krala nasip olmayan batırma ziyafetinin değerini bu bölgenin insanları bilir ancak.

Evleklerin içinde dolaşarak Amerika’dan yeni gelen fireklerin kızaranlarını alacaksın, feslikanların tuğlarından koparacaksın, yeşilbiberleri, soğanları, taze yaprakları, sarımsakları, önce bahçeden eve getireceksin.

Salata evleklerini gayet nazik olarak “avkalamadan” gözden geçirip türül türül kokan bostanlardan yeterince getirip bir sahana bir lokmaya bir tane olacak şekilde doğrayacaksın.

Batırmanın bahçe hazırlıklarının bir kısmıydı bu, daha evde çok iş var hem sadece Hatice’nin yapabileceği değil en az üç kadının beraber uğraşacağı hazırlıklar vardır.

Batırma aslında yalnız yenen bir yemek değildir. Hem gurup olarak hazırlanan hem de gurup olarak yenen bir yemektir.

Hatice lahanayı, pancar yaprağını, bağ yaprağını hatta yonca yaprağını hazırlarken, Zeynep kuru fireğini tavada hafif suya ıslatarak hazırlar, Fadime soğanları biberleri, feslikanları, irezeneleri ve diğer baharatlı ne varsa yazın yaşından kışın kurusundan hazırlar. Zeynep sığar kollarını, nazar değmesin diye bileziklerini yeniyle sakladıktan sonra koca leğene konan malzemeleri başlar yoğurmaya.

Aman Allah’ım! O ellerle ne yapılırsa yenmez mi? Sonunda koca tablanın her tarafı dolar yeşilliklerle, turşularla ve haşlamalarla, ve ortadaki koca tepsiye dalar tüm kaşıklar iştahla.

Dedik ya batırma en gözde misafirlere ikram edilen bir yemektir. Özellikle yaz ayları ekin tarlalarında ya ayranlı soğuk çorba ya da buz gibi batırma yenir topluca. Batırmanın bir de iştah açıcı ilk yemek olma hassası vardır, bu nedenle ekmeksiz yendiğinden sonunda mutlaka bir şeyler daha hazırlanır.

Koca tablanın üzeri birkaç elden alındıktan sonra millet dağılmadan helva keş, peynir, kavurma, pekmez ne varsa tekrar sıralanır ve üstüne “bastırık” olarak yerler.

Burada da öyle oldu.

Ayşe teyzenin bilmediği bir şey değildi bunlar. Ayşe teyze yeşil taze yonca yaprağını beğendiremedi yeni komşularına onlar “bilmediğin aş ya karın ağrıtır ya baş” deyip biraz çekimser kaldılar.

Ayşe teyze komşularla uzun uzun sohbet etti. Batırma ziyafetinden sonra “bastırıkla” beraber Anamur’da da meşhur olan dut kurusuyla dağ çayı apayrı bir lezzet kattı sofraya.

Ayşe teyze Şerife komşuyla yakın bir dostluk kurdu. Millet dağıldıktan sonra ona hafif sesle açıldı: Molla Ahmet Efendinin kızını oğlu Mehmet için düşündüklerini ancak kendisinin kızı yakından bir görmek istediğini söyledi.

Şerife komşu da, önümüzdeki günlerde “Düğün Ekmekleri” başlayacak, keşik halinde kızlar, gelinler bir evde bilenerek yufka yapacaklar, ben sana bir haber uçururum gelir görür ve izlersin, dedi.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor, yemek yiyor, masa, yiyecek ve iç mekan
 
 
 
 
Etiketler: Kızılcalı, Mehmet, sözleniyor,
Yorumlar
Haber Yazılımı